Büyük reenkarnasyon tekerleği yaşamdan yaşama döner, birçok harika şey yaşanır ve daha önce bilinmeyen birçok yaratıcı, sanatsal ve bilimsel yetenek keşfedilir.
Bu yeteneklerle, yaşamın değişik yönleriyle daha derin rezonans kurmaktayız, ki bu bizim daha ilahi olmamızı sağlar. Ancak, bütünlük arayışı içerisinde birçok hata doğal olarak yapılmaktadır. Bazen başarılarımızdan dolayı fazlasıyla gururlanırız, başka zamanlar kıskanç, kindar ve öfkeli oluruz. Bazen bu duygular bizi sadece incitmekle kalmaz, başkalarını da incitir.
Bu negatif duygular ifade edilmediğinde fiziksel ve duygusal bedenlerimizde kanser alanları yaratırlar. Öfke, fiziksel bedenimizi koruyan auramızın (yumurta şeklinde psişik zarfımız) ince yapısını yakmaktadır. Nefret, açgözlülük, tembellik, kıskançlık, hoşnutsuzluk, depresyon ve çaresizlik; zihinsel ve duygusal enerjilerin çevre ile uyumlu bir şekilde rezonans kurmasını önler. Negatif duygu ne olursa olsun, sevginin harika sonsuz özünü sınırlar. Bizler, sonsuz ve büyük potansiyellere sahip yaratıcı varlıklarız ve çözümlenmemiş negatif parçalarımız, içimizde büyük yükler yaratır. Bu negatif duyguları ihmal etmekle onlar zihinde, duygularda ve bedende daha derinlere gömülürler. Her çözümlenmemiş duygu, adeta kendi psişik-genetik kaydını yaratan birer fosil gibi olur.
Bedenin hücrelerinde yatan fiziksel-genetik yapı, hem annenin, hem de babanın fiziksel özelliklerini içermekle birlikte, atalardan gelen özellikleri taşır. Ayrıca anne-babamızın ve atalarımızın zihinsel ve duygusal benzerliklerini de taşırız.
Kitabı Mukaddes’te belirtildiği gibi: “Babaların günahları nesillerden sorulur.” Burada, sadece bu yaşamla ilgisi olan fiziksel, zihinsel ve duygusal genetik motiflerden söz ediyoruz. O zaman, bütünleştirmek ve ahenkleştirmek üzere gerek pozitif, gerekse de negatif genetik motiflerimiz vardır.
Bu, ilahi ve yüce simya işleminin bir parçasıdır. Burada kurşunu altına çevirmekten söz etmiyoruz, söz konusu olan durgun cansız enerjileri şartsız sevginin saf altın özüne çevirmektir. Adem ve Havva ile tam aynı yazgıyı paylaşmaktayız, çünkü içimizde hem psişik-genetik hem de fiziksel-genetik yapıyı taşımaktayız. Aynı istikamete giden yol üzerinde yürümekteyiz, Tanrı veya sevginin doğrudan bilgisine doğru. Sevgiden beslenmeden nasıl sağ kalırız? Atom çekirdeğini, atom yapısını ve atomlar arasındaki boşlukların dengesini kuran, Güneş’i ve Ay’ı gökte tutan, fiziksel bedene can veren ve soluduğumuz nefese enerji veren yine o özdür. Bu enerji milyar kez genişletildiğinde, meditasyonda veya sevginin kenar uçlarına dokunduğumuzda sonsuzluk gözümüze ancak ilişmektedir.
Dr. Francesca ROSSETTI




İlk yorum yapan siz olun